Zanaat & Tarihçe · Craft & HistoryԱրհեստ և Պատմութիւն

Bir atölyenin
yetmiş beş yılı.

Bu, bir dükkânın değil, bir mesleğin hikâyesidir. 1950'de Kumbaracı Yokuşu'nda iki bin lira sermayeyle, bir Heidelberg makinesiyle ve gece yarısından sonra başlayan mesailerle kurulan Narin Matbaası, bugün İstanbul'da hâlâ çalışan son tipo matbaalardan biridir.

Aşağıdaki metin bir başlangıç taslağıdır. Her bölümün kesin içeriği, Hagop Saraf'ın hatıralarıyla birlikte yeniden yazılacaktır.

Asadur Saraf, Heidelberg baskı makinesinde, 1955
Asadur Saraf · Heidelberg Tipo · 1955
1950Սկիզբ

Başlangıç

Pulhan Matbaası'ndan ayrılış

Asadur Saraf, yıllarca Pulhan Matbaası'nda usta olarak çalıştıktan sonra, 1950 yılında kendi atölyesini kurmaya karar verir. Sermayesi iki bin Türk lirasıdır. Tek bir Heidelberg makinesiyle, Kumbaracı Yokuşu No. 77/A'da — İstiklal Caddesi'ne dik bir yokuşun ortasında — kapıları açar.

İlk günler kolay değildir. Asadur ve eşi, gündüz başka işlerde çalışır, gece yarısından sonra matbaaya gelip sabaha kadar baskı yaparlar. Bu mesai yıllarca sürecektir. Matbaa, aynı zamanda bir aile bütçesi, bir eğitim ve bir inat meselesi olarak ayakta durur.

Asadur Saraf, Jirayr Meneşyan ve çırak Necmi, Heidelberg makinesinde, 1955
Asadur, Jirayr Meneşyan ve çırak Necmi · 1955
1950'ler — 60'larԿապար

Kurşun harflerle

Elle dizilen her sayfa

O yılların baskı mesleği, bir dizi sessiz hareketten ibaretti: her harf, bir dizgi çekmecesinden (case) elle alınır, satır satır bir kompostorda dizilirdi. Bir sayfa kurarken dizgici her harfin yüksekliğini, boşluk payını, satır aralığını kendi eliyle ayarlardı. Yanlış dizilmiş bir harf, bütün sayfayı baştan dizdirebilirdi.

Narin'in ilk yıllarında bu zanaat — Türkiye'de yeni yeni azalmaya başlayan bu zanaat — hâlâ tamamen elle yapılıyordu. Asadur, hem dizgi hem de basım işlerinde kendi ustalığını kurmuştu. Beyoğlu ve civarındaki esnaf için kartvizitler, antetli kâğıtlar, defterler, faturalar, davetiyeler — her biri aynı makineden, aynı elden çıktı.

Asadur Saraf ve çırağı Şahan, Narin Matbaası'nın erken yılları
Asadur ve çırağı Şahan · Erken yıllar
1567 · 1950Ժառանգություն

Bir mirasın devamı

Ermeni matbaacılığının izi

İstanbul'daki Ermeni matbaacılığının tarihi 1567'ye kadar gider — Tokatlı Apkar'ın kurduğu ilk matbaadan beri, bu şehirde Ermeni dilinde kitap basan matbaalar hep olmuştur. Narin, bu geleneğin yirminci yüzyıl uzantılarından biridir.

Atölyeden çıkan Ermeni yayınları arasında en bilineni, 1957'de basılan Անասնոց Ներհայեցման Մասին (Hayvanların İç Dünyasına Dair) başlıklı bir kitaptır — bugün müzayede kataloglarında rastlanır. Onun gibi yüzlerce kitap, dergi, broşür — hepsi Kumbaracı Yokuşu'ndaki aynı tek makineden çıktı.

1960'lar — 2000'lerԴեսպանատուններ

Konsolosluk yılları

Beyoğlu'nun diplomatik kıyısı

İstiklal Caddesi ve çevresi, yirminci yüzyıl boyunca yabancı konsoloslukların ve kültür merkezlerinin hattı oldu. Amerikan, Rus, Hollanda, İsveç — hepsi birkaç yüz metre içindeydi. Narin Matbaası, bu konsoloslukların birçoğu için yıllar içinde kartvizit, antetli kâğıt, zarf baskısı ve davetiye işi yaptı.

Diplomatik işin kendine özgü bir dili vardır: çift dilli dizgi (Türkçe bir yüz, yabancı dil diğer yüz), arma baskısı, resmî renk ve kâğıt seçimleri. Her konsolosluğun kendi standartları, kendi protokolü vardır. Narin bu standartlarla çalışmayı öğrendi — ve bu bilgi, yetmiş yıldır atölyeden hiç çıkmadı.

2012 · Museum of InnocenceԹանգարան

Masumiyet Müzesi

Yarım asır önceki bir İstanbul'u yeniden basmak

2012'de Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi açıldığında, müzedeki 1950'ler atmosferi — sinema biletleri, akşam yemeği davetiyeleri, antetli kâğıtlar — özgünlüğe dayalı bir sorun doğurdu: bu belgeler nerede basılacaktı?

Modern ofset baskı o atmosferi yakalayamazdı. Dönemin kâğıt dokusu, kurşun harfin kâğıda bıraktığı hafif iz, o zamanın mürekkep dağılımı — tüm bunlar sadece yaşayan bir tipo matbaasında yeniden üretilebilirdi. İstanbul'da böyle bir yer kalmamıştı denebilirdi; bir istisna dışında.

Narin Matbaası, müze için 1950'ler belgelerinin üretimini üstlendi. Bu işleri, Asadur'un altmış yıl önce gerçek müşterileri için bastığı aynı makinede yeniden bastı. Rol yapmıyordu; yapılan şeyi yeniden yapıyordu.

Tipo izi. Tipo baskının bıraktığı iz — harflerin kâğıda hafifçe gömülmesi — modern ofset tarafından taklit edilemez. Ofset, mürekkebi kâğıdın yüzeyine düz bir katman olarak bırakır; tipo, kâğıdın kendisini sıkıştırır. Bir dokunuş, fotoğrafın yapamadığını yapar: tarihin somut kanıtını sunar.
Hagop Saraf, döküm demir platen presinin yanında, bugün
Hagop Saraf · Platen pres
BugünԱյսօր

İkinci nesil, aynı makineler

Hagop Saraf's Narin

Asadur Saraf'ın vefatından sonra atölyeyi oğlu Hagop Saraf devraldı. 1950'lerde satın alınan Heidelberg hâlâ çalışıyor. Küçük işler için kullanılan döküm demir platen presi de öyle. Hagop, babasının öğrettiği şekilde mürekkep ayarlar, forma sıkıştırır, baskı yapar.

Ama dünya değişti. Bugün müşterilerin çoğu ofset veya dijital baskı ister — hızlı, ucuz, yüksek hacimli. Bu yüzden Narin hibrit bir yaklaşımla çalışıyor: kurşun harf ve Heidelberg işlerini içeride yapıyor, modern ofset işleri için partnerleriyle çalışıyor. Ama atölyedeki makineler susmuyor. Tipo baskı isteyen biri geldiğinde — ki öyleleri hâlâ var — hâlâ basılabilir bir yer var.

Bu atölyenin başlıca servisi makineler değil, ustanın elidir. Bir kartvizitin nasıl oturacağını, bir antetli kâğıdın nasıl katlanacağını, hangi mürekkebin hangi kâğıtta nasıl durduğunu bilmek — bu bilgi başka yerden öğrenilemez.

Usta-çırak. Sabır. Yetmiş beş yıl sonra kapı hâlâ açık.

Kumbaracı Yokuşu 77/A · Beyoğlu, İstanbul